Yiğitlik Marifette

 

İnsan için zor iş mülkünü korumak,

Açık konuşmazsan sözün anlamsız.

Yiğitliğin esası marifette,

Hüner değil, gafillik ilimizde.

Göçebe Kazak’ın çadırı altında,

Hüner değil, uyumak yorgan altında.

Gamsız olup yatarsan, rezil olursun,

Kavga yok diye düşünme börk altında.

Kimi ülkeleri görüyoruz, ileri giden,

Hiçbir ülke onmaz geriye bakan.

Bilim deryası herkese ortak,

Rezil olmaz asla elini sokan.

Hepimiz aynıyız bu tabiatta,

Yalnız bir fark var vasfımızda.

İlim saçan insanı sevmiyorsunuz,

Bu hâliniz uyuyor mu marifete?

Yaşantısı, başka illerin - gün gibi,

Bilgisiz ilin hayatı - gece gibi.

Bir düşünseniz, akıl edip;

Görünüyor buralar lekeli gibi.

Bir olur mu hiç atlı ile yayan,

Olur mu uzak ile yakın bir?

Baksan bir arasındaki farka,

Bir olur mu uyuyan uyanıkla?

Bir olmaz yüğrük atla beygir,

Olur mu bilen ile cahil bir?

Rahat yelek, kalın çizme giysen de,

Faydası yok, alay etmek isteyene,

Faydasız, boş sözü herkes söyler,

Bu söze dalaşmaz gönlü kırık.

Taş yumuşamaz, parlamaz yağlamakla,

Eskimez kürk yaka, kalın çizme.

Kımız içip, hüner değil et yemek,

Bizleri cehalete sürükleyen.

Zaman nasıl ise - gidişat öyle,

Çıkalım şu saptıran tarihten.

Yürüyorsunuz bozkırda oynayıp gülüp,

Gezmek hüner değil ata binip.

Övünüp, boyun uzatıp, ata binip,

Gezmeyi düşünmeyin hüner bilip.

Övünmeyin giysinizle, atınızla,

Şunu düşünün, ne lazım zatınıza.

Etrafa bir göz atmak lazım baş kaldırıp,

Yakın, uzak akrabalarınıza.

Ne lazım - şunu bilmeleri lazım insanların,

Her şey değişmekle olmaz yabancı.

İnsana layık olanı doğru bilsek,

Ayrılırız o zaman biz hayvanlardan.

Geçti ömür ateş için dalaşmakla,

Olmaz hiçbir iş tesadüfle,

Ararsan, bulunur aradığın ne varsa,

Bilim al, bilimle yakınlaşarak.

Mal harcamak hüner değil valiye,

Bu yüzden çıkmıyor mu zulüm?

Sarf edip malını zulüm için, hovardaca,

Düşersin sonunda derin bir çaya.

Beyler! Hüner değil rüşvet yemek,

Kötüye hizmet için, lokma dermek,

İşini hallederiz diye, kafa sallayıp.

Hayvan da bundan iyi eşini yiyen!

Bakın kendini bey sanıyor muhtar,

Karnını dolduruyor et ve yağla.

Halktan topladığını yanına alıp,

Çıkıyor selamla valinin huzuruna.

Sersemce dalaşır muhtarlar,

Aynı vergiyi alıp fakir ve zenginden.

İldeki kavgadan kazanç bulup,

Payını veriyor vali beye.

Zenginler marifet bilir Vali olmayı

Kazanç sayarak ikramla karın doyurmayı.

Beyliği kusursuzluk,

Muhtarlığı âlimlik sayarlar.

Cahilsen olursun her yerde rezil,

Uykudan başını kaldırır zeki insan.

Başka il ve bilim aramakta,

Yoktur bu dünyada bizden yaman.

Bilim deryasından nasip almayan,

Marifet tarihine göz atmayan,

Vaazınız sizin kimi etkiler?

İçi boş kova, balı olmayan.

Yiğitler, haberdar olun zamandan,

Sığırdan farksız cahil adam.

Neden perişanız başka ilden -

Biz de doğup, büyüdük ana babadan.

Kulak açmaya hazırız, vara yoğa

Faydasız, boş dalaşa.

Oğluyum falanın, diye göğüs gerip,

Ananın babanın adını ediyoruz rezil.

Yolunu bulur, doğru yoldaşı bulursa,

Karışık onca fikrin “başı” olsa.

Çırpınmaya çalışırdım hâlim oldukça,

Bakacak kadın, çocuk, yemek olsa.

Derdi çok, dermanı yok, delikanlıyım,

Nasip almadım ne yazık ki ilimden.

Birbiriyle didişiyor ateş başında -

Böyle zavallı Kazak kaygılarımda.

Kendi ayıbını görmek utanç değil,

Sığmıyor beyaz kağıtlara hilaf öğüt.

Ağanın yolunu bırak, hüner öğren,

Dediğime diri can, nahak demez.

Kendimi doğruyum diye haklı bulmuyorum,

Gönlümde olursa bir düşünce saklamıyorum.

Söyleyin, bu sözümde bir kabahat varsa -

Kendimi hatam yok diye övmüyorum.

Derdim var - dilim peltek konuşmaya,

Meydanda elim sakat güreşmeye.

Koşsa da huysuz eşek geçemez -

Başlar tekrar yürümeye.

Ben de çok uyumaktan gafil kaldım,

Düşünüp, sonra hatırıma aldım.

Cömertlik elinde olan kişi gibi,

Varımı da şimdi ak kağıda döktüm.

Kör koyun, cahil adam nuru görmez,

Gözünün yokluğu aklına bile gelmez.

Herkes kendi hakkını aramalı -

Ağlamayan çocuğa emzik verilmez.

Theme by Danetsoft and Danang Probo Sayekti inspired by Maksimer