Nasihatler

 

En evvel gerek iman, derler,

Ahiret işlerine inan, derler.

Tanrı affetsin demekle iş bitmez,

İman şartını öğrenmezse İvan, derler.

İkinci kıymet gönül, derler,

Gönlü bozuk adamdan vazgeç, derler.

Bozuk adama yer üstünden altı iyi,

Olmazsa gönül temiz, gömül derler.

Üçüncü kıymet akıl, derler,

Akılsızın tevfik tarafı takır, derler.

Basit bir nedenle kavga edip, dinini bozar,

İmanı küfre satır derler.

Dördüncü kıymet şükür, derler,

Nimete şükretmemek küfür, derler.

Yattığı yerden “Hüda affeder.” demek utançtır,

Bahane bulup, düz yoldan koş, derler.

Beşinci kıymet edep, derler,

Edep denen; muhabbete sebep, derler.

Küfrün edeplide olmadığı gibi,

Edepsizde de imanın olması acayip derler.

Altıncı kıymet sabır, derler,

Sabırlı kişi muradını bulur, derler,

Her işte sabırsızlığın sonu zarar,

Sabırsızlık başa bela sarar, derler.

Yedinci kıymet ihlas, derler,

İhlassızın işi kabul olmaz derler.

Akıllı olan bu sözleri bilse gerek,

İman, akıl, edep, ihlas - yoldaş derler.

Önümüzden geçmedi korkular,

Bu halk bilerek gafil yatar.

Gafletten uyanma yok, utanma yok,

Kervanlar geçer tıkır-tıkır

İbretler göz önünde ortada durur,

Eli ile nice adamı gömüp durur.

Çok gördük kabir kazan yiğitleri–

Aralarında neşe, oyun dolup taşar.

Ne fayda ah demek öldükten sonra,

İş bitip, kabir azabını gördükten sonra?

Allah’tan korku nerede kaldı,

Zar ağlar yerlerde güldükten sonra?

Bu devrin insanı işte böyle,

Kötü huyuyla halka faydası olmaz.

Dine fazla gönül vermez,

Zekalarını Eflatun gibi sanırlar

İyiler Hak’tan gönül ayırmamış,

Kötüye Hüdâ rahmet yağdırmamış.

Bilimsizin kendisi bilmez, iyiyi dinlemez,

İnatçı inek gibi sütün sağdırmaz.

En evvel paklamak gerek kirini için,

İçeride kalıp durmasın kokmuş irin.

Ah ne olur! İçi temizlensin, içi temizlensin!

Olmazsa, fayda vermez kuru bilim.

Bilmeyen Kazak da Nogay da var,

En evvel ilmini onay ile al!

Kitabı, meleği, peygamberi!

Sadece adını bilmenin ne faydası var?

Biliminin semeresini görmeyince,

“İmanın şartı”nı görmenin ne faydası var?..

Öğüt veriyorum Kazak halkına:

Gönlünüz bilime çok soğuk.

Bazen ulemalar söyleseler de,

Göreneğimizi yaşamıyoruz.

Faydasız mollayla oturmayınız,

Öğrenmeden farzı vacibi durmayınız.

O mollanın okuması iyi olsun,

Görünce bir ulu molla şaşırmayın.

Hâline vaktine bakmadan övünmesin,

Küçücük çocuklara sert çıkmasın.

Bu tarafta çok işler var - kendini bilsin.

Akaidi okudum diye göğsü kabarmasın.

Küçük molla istiyorsunuz kolay diye,

Birçoğu henüz yetişmemiş molla.

“Şemsiye”den beş-altı kelime ezberleyip,

Tayin olur cahillere molla diye.

Kaç kere söylesem de, ballandıra ballandıra,

Hüda için efsanlayıp, büyülemiş gibi,

Kendi dilimizce açıklayıp,

Evladı Müslüman’ın anlamış gibi.

Nedense hiçbir ilaç fayda etmiyor:

Kâle almıyor gibi görünüyorsunuz,

Bu dediklerim kitaba hilaf değil,

Akmulla aldatıyor diye sanıyorsunuz.

Dilimiz çok tatlı, gönlümüz sert,

Yoldaşın yanındaki avare gibi,

Uyanık insanlar artık çoğaldı -

Parmağının ucunda dolandırır gibi.

Babanın ağzı denen bir söz var,

Gönlümde ufacık iman kalmamış gibi.

Neden böyle korkusuz olmuşuz ki.

Dünyanınki dünyada kalmayacak gibi?

Biz değişik bir halk olduk ölmez gibi,

Mezara tek başına girmez gibi,

Dürüstlük bu çağda önemsiz oldu.

Dürüst olanlar geride kaldı,

Kimi mollalar halka yalan söylüyorlar,

Sadakasız kalırım diye korktuğu için,

Güçlü beylere yalakalık için,

Şeriatı istediği gibi yorumlarmış.

Bağlanan boğaz ile dilimiz var.

Seyisler boynumuza kement atmış gibi

İşimiz bizim aynamız oldu,

Nice yere şeytan tuzak kurmuş gibi.

Şahbazlar Kaf Dağı’na taşınıp gitmiş.

Yerine kuzgun baykuş konup kalmış

Kemiğe işleyen asla ayrılmaz,

Küçüklükten kötülüğe alışan,

Böyle kötü işlerle uğraşıyorlar

Adam gibi akıl taşımıyorlar

Cebrail’in sözünü kabul etmez gibi,

Kara kan içimize dolup kalmış.

Din gitse de zan bırakmaya razı değil -

Gönlümüz bu sebeple donup kalmış.

Fidye olarak arık malı verir kat kat,

Baykuş molla bu malı bekler durur.

“İnşallah, bunu kabul eder.” - diye

Çıkarıp verir bir gözü kör.

Koyun, yılkıdan katarlar aksak-sakat,

Deveden verecekse - hasta ürkek deve.

Övünmek istersen malını kıskanma -

Diyerek sadakaya daha mal katsın derler.

Atılıp mollalar geçer öne,

Kesik Baş’ı, Ahir Zaman’ı okuyanlar,

Malın kötüsünü verir seçerek.

Dizmişler peş peşe; hastası arkada körü önde.

Boş yere: “Affet Hüda” - diye,

Tövbeyi öğrenmişler yalan dolan.

Bize de vermez mi diye, miskin miskin,

Molla yine oturur dertli.

Sağ mal sığırdan ikisi,

Zavallılar zor duruyor zayıflıktan ayakta.

Sararıp, tan vaktinde ölen ceset,

Toprağa verilmeden, öğüt ile kalır geceye dek.

Bu zamanda yetişen çocuklar

Haram mala çabuk meylediyorlar.

Serbestçe dolaşıp büyüyerek,

Sağ salim yetişseydi kız çocuklar.

Kötüler birbirini kollarmış,

İhanetlerini dahi savunurlarmış.

Zalimler için hazırlanan cehennem var-

Hüda’m bu dünyada vurmuyormuş.

Theme by Danetsoft and Danang Probo Sayekti inspired by Maksimer